Gün Ağarırken Palmiye Ağaçları, Las Galeras
Dominik Cumhuriyeti
Tarih

Dominik Cumhuriyeti, Kristof Kolomb'un 5 Aralık 1492 tarihinde Yeni Kıtaya ilk ayak bastığı yerdir. Kolomb'un "Hispaniola" adını verdiği ada, adanın yerli halkı Taino'lar tarafından da Quisqueya olarak adlandırılıyordu. Nüfuslarının yaklaşık 600.000 civarında olduğu tahmin edilen Taino yerlileri Kolomb ve tayfasına karşı sakin ve iyi davrandı. Kolomb günlüğüne ada hakkında; "ormanlarla kaplı yüksek dağlar ve geniş nehirli vadilerle güzel bir cennet adası" nitelemesi yaptı.
Bugünkü Dominik Cumhuriyeti toprakları, Avrupalıların Amerika kıtalarında ilk oluşturdukları yerleşimdir; başkenti Santo Domingo da Amerika'daki ilk sömürge başkentiydi. Bağımsızlığının büyük bir bölümünde ülkede siyasi buhran yaşanmış; ülke, halkı temsil etmeyen pek çok baskıcı hükümet tarafından idare edilmiştir. 1961'de diktatör Rafael Leonidas Molina'nın ölümünden sonra Dominik Cumhuriyeti temsili demokrasiye geçmiştir.

Keşfin ardından, Kolomb'un kardeşi Bartholomew Hispaniola Adası'nının valisi olarak tayin edildi ve 1496'da bugünkü Santo Domingo'nun ilk temelleri atıldı. Şehire kısa süre sonra İspanya Kraliyet Mahkemesi bir temsilci atadı ve Santo Domingo'nun önemi bir anda arttı. Ancak 1915 yılına gelindiğinde İspanyollar, Hispaniola'nın altın rezervlerinin tükenmekte olduğunu gördüler. Bu sırada Herman Cores, Meksika'nın gümüş rezervlerini keşfetmişti. Bunun duyulmasıyla birlikte Santo Domingo'nun İspanyol nüfusunun büyük bölümü Meksika'ya gitmek üzere adayı terk ettiler. Geride yalnızca birkaç bin İspanyol kaldı. Kolomb'un adaya getirdiği büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar sayesinde geride kalanlar hayatlarını idame ettirmeye devam edebildiler. Amerika'nın daha zengin kolonilerine giderken Hispaniola'ya uğrayan gemilere yiyecek ve deri satıyor, bu sayede geçimlerini sağlıyorlardı. Bu dönem aynı zamanda Karayip korsanlarının tarihsel olarak ortaya çıktıkları dönem oldu.

Hispaniola Adası 1697 yılına kadar İspanya'nın kontrolü altında kaldı. Bu tarihten itibaren adanın batıda kalan 3'te 1'lik bölümü Fransız hakimiyetine girdi. (1804 yılından sonra da adanın batısı Haiti Cumhuriyeti adını aldı) Fransızların "Saint Domingue" dedikleri bu bölge Afrika'dan getirtilen yüzbinlerce kölenin çalıştırıldığı şekerkamışı tarlaları sayesinde hızla dünyanın en zengin kolonisi haline geldi. 1791'de Saint Domingue'deki köleler isyan etti. Fransa, kolonilerini kölelere kaptırma korkusuyla 1794'te köleliği kaldırdığını ilan etti. Saint Domingue'nin yatışmasıyla birlikte Fransızlar, adanın doğusunu İspanyolların elinden alabildiler.
Ancak 1809 yılına gelindiğinde Hispaniola'nın doğu tarafının hakimiyeti yeniden İspanyollara geçti. 1821'de adadaki İspanyollar devletlerinin bağımsızlığını ilan ettiler, ancak birkaç hafta sonra Haiti güçleri adanın doğu bölgesini işgal etti ve Santo Domingo'yu da ele geçirdi. Daha sonraki 22 yıl boyunca adanın tamamının kontrolü Haiti'nin elinde oldu. Ancak, ekonomik ve politik güçlerini kaybeden eski İspanyol yönetici sınıfı, Juan Pablo Duarte'nin önderliğinde "La Trinitaria" adlı gizli bir yer altı direniş hareketini başlattı. La Trinitaria'nın birkaç saldırısının ardından Haiti geri çekildi ve 27 Şubat 1844'te adanın doğu bölümünde "Dominik Cumhuriyeti" adlı bağımsız devlet kuruldu.

Bağımsızlığın ilanını izleyen 70 yıl liderlik mücadelelerine bağlı olarak iç savaşla ve politik istikrarsızlıkla geçti. Haiti'yle olan sorunlar devam etti, hatta ülkenin kontrolü bir ara yeniden İspanyolların eline geçtiyse de 1865'te Dominik Cumhuriyeti yeniden bağımsızlığını kazandı. Ülke 1900'lü yılların başında yeniden çalkantılı bir döneme girdi. ABD birlikleri ülkedeki politik gerilimi gerekçe göstererek 1916 yılında Dominik Cumhuriyeti'ni işgal etti ve 1924 yılında seçimle gelen hükümetin göreve başlamasına değin ülkede kaldı. Ancak, Dominik Cumhuriyeti Ordusu'nun ABD tarafından atanan başkanı Rafael Leonidas Trujilo, demokratik hükümetin göreve başlamasına izin vermedi ve yönetime el koydu. Ardından da ülkede 35 yılı aşkın bir süre devam edecek bir baskı rejimi başladı. 'nun diktatörlük rejimi 1961 yılında bir suikast sonucu öldürülmesine kadar devam etti. 'nun öldürüldüğü gün halen Dominik Cumhuriyeti'nde milli bayram olarak kutlanmaktadır.

Trujillo'nun ölümünün ardından ülke yeniden karmaşık bir döneme girdi. 1965'e kadar iktidar mücadeleleri yaşandı ve çeşitli kişiler yönetime geldi. 1965 yılında ABD Başkanı Lyndon Johnson ülkenin işgal edilmesi emririni verdi ve Amerikan Deniz Piyadeleri ülkede denetimi ellerine geçirdi.

1966 yılında yapılan ve şaibeli olduğu iddia edilen seçimleri Partido Reformista Social Cristiano'dan (PRSC)Joaquin Balaguer kazandı ve 1978 yılında kadar iktidarda kaldı. O tarihte yapılan seçimlerde PRD'den Antonio Guzman iktidara geldi ve 1982 yılındaki ölümüne kadar görevde kaldı. Balaguer 1986 yılındaki seçimleri, bu kez bir usulsüzlük iddiası olmadan yeniden kazandı ve 1996'da Party of the Dominican Liberation'dan (PLD) Leonel Fernandez kazandı. Leonel Fernandez, 4 yıllık görevinin ardından 2000'de yapılan seçimleri Hipolito Mejia'ya kaybettiyse de 2004 yılında yeniden seçimle göreve geldi ve 2008 yılında yapılan seçimleri de kazanarak 4 yıl daha başkanlık görevini yürütmeye hak kazandı.